Ara
  • İlker KALDI

Güle Güle Kaptan Uğurlar Olsun


Alex de Souza’nın Fenerbahçe’den ayrılmak zorunda bırakılması dört kahramanı ve sayısız figüranı bulunan bir filmin çok tanıdık senaryosunu hatırlattı bana.

Filmin ilk ana kahramanı, Aziz Yıldırım. Fenerbahçe’nin yönetimini zor ve çalkantılı bir dönemde üstlenen cesur ve girişimci bir adam. Onun sayesinde Fenerbahçe yalnızca futbolda değil, bir çok branşta başarıyı yakaladığı gibi, dev bir stadyumu kendi imkanlarıyla yapan, finansal sorunlarını çözen bir kulüp haline geldi. Ancak başarı geldikçe, Sayın Yıldırım’ın tek adamlığa hevesi artarken, eleştiriye tahammülü azalmaya başladı. Kendisini bugünkü başarıya taşıyan yol arkadaşlarıyla birer birer yollarını ayırırken, sadece kendisine koşulsuz itaat eden insanlardan bir ekip oluşturarak yola devam etti. Özellikle şike davası nedeniyle cezaevinde geçirdiği dönemde taraftarın kendisine sahip çıkmasını kulübü dilediği gibi yönetebileceği biçiminde algıladı.

Güçlü, başarılı, kamuoyunun sevgisini, itibarını kazanmış ancak bu sebeple egosu şişen, kibri artan, hırslarına yenik düşen başkan portresi yalnızca Sayın Aziz Yıldırım’a özgü bir durum değil. Siyasette de, kamu yönetiminde de, şirketlerde de sık gördüğümüz bir manzara.

İkinci ana kahramanımız Alex. Kariyerinin parlak bir döneminde Fenerbahçe’ye transfer olan başarılı bir oyuncu. Yeni ortama gelmesi nedeniyle ilk aylardaki acemiliği üzerinden attıktan sonra hem sahada hem de saha dışında sadece Fenerbahçe taraftarının değil, tüm kamuoyunun sevgisini kazanan bir adam. Fenerbahçe’yi, Türkiye’yi çok seviyor. İçimizden birisi olmuş. Heykeli dikilecek kadar sevdirmiş kendisini. Bu sevginin doğurduğu özgüven sebebiyle bazen haddini aşan konuşmalar yaptığı oldu. Bu sebeple fincancı katırlarını iyice ürküttü. Ama gönderilen diğerleri kadar iplerin kolayca kopartılacağı bir oyuncu değil. Bulunduğu yere bağlanan, orayı seven, kendisini oraya adayan, arkadaşlarının, taraftarlarının sevgisini kazanan insanlar sadece futbol kulüplerinde yok. Her yerde var.

Üçüncü ana kahramanımız Aykut Kocaman. Yeteneği ve hizipçiliği futbolculuğundan itibaren at başı giden bir adam. Girdiği ortamlarda, kendisini rahatsız edecek biçimde ön plana çıkanları sessiz ve sinsi biçimde saf dışı bırakmak konusunda inanılmaz beceriye sahip. Bir hafta önce heykelinin açılışına gittiği bir oyuncuyu, bir hafta sonra takımdan kovduracak kadar pişkin bir adam. Başkan Yıldırım’ın tek adam hevesine “eyvallah” dediği için şimdilik alternatifi yok. İyi düşünürseniz yaşadığımız her ortamda bir Aykut Kocaman’ın olduğunu fark edersiniz.

Bu film aslında son kareye gelinceye kadar üç ana kahramanlı bir senaryoya sahipti. Son karede bir kahramanı daha oldu: Tercüman Samet…

Tercüman Samet, Alex tarafından işe alınan, Alex’in yıllardır sağ kolu gibi çalışan, terbiyeli efendi bir genç. Bu özelliği nedeniyle Alex’in evinin kapılarını açacak, ailesinin içine sokacak kadar sevdiği ve güvendiği bir adam. Son karede Aziz Yıldırım ile kameraların karşısına geçerek, kızarıp bozararak da olsa Alex’e sırtını döndü ve onu yalanladı. Şöyle bir düşündüğünüzde ömrünüzden bir çok şeyleri feda ettiğiniz ya da edebileceğiniz hayatınızın “Brütüsü” Sametler her yerde, her ortamda vardır.

Bu senaryo bize neyi gösteriyor derseniz. Liderin krizi yönetemediğini gösteriyor. Hiç kimse Fenerbahçe’nin üstünde değildir derken, kendisini Fenerbahçe’nin üstünde gören bir anlayışla hareket ettiğini gösteriyor.

Bu senaryo bize, kıskanç ve ezik insanları hak etmedikleri güçlerle donattığımızda, bilgileriyle ve kişilikleriyle sağlayamadıkları otoriteyi başkan babalarının ardına sığınarak sağladıklarını gösteriyor.

Bu senaryo bize, taraftarın seni ne kadar severse sevsin, sen takımına, kulübüne ne kadar bağlı olursan ol, başkanın ve teknik direktörün kafasının içindeki tilkilere dokunduğunda işini bitirebileceklerini gösteriyor.

Bu senaryo bize, gönlünü açtığın, ekmeğini paylaştığın insanların çıkarları söz konusu olduğunda, normal zamanlarda verdikleri izlenimin aksine saf değiştirmekte çok usta olduklarını gösteriyor.

Alex, hataları da olan bir oyuncudur. Gönderilmesi gerekiyorsa tabii ki gönderilir. Ama Fenerbahçe’ye bağlılığı ve ülkemize olan sevgisi, yaptığı hizmetler değerlendirildiğinde, bu şekilde gönderilmeyi hak ettiğini söyleyemeyiz.

Aziz Yıldırım’a gelince, harcayacak adam sayısı giderek azaldığı için yakında gücü sarsılmaya başlayacaktır. Bu sarsıntıda ilk feda edeceği adam Aykut Kocaman olacaktır. Şimdilik sağlanan geçici başarılar sorunların üzerini kapatsa da sonuç değişmeyecektir.

Tercüman Samet? Ne diyeyim, onun da işi zor. Allah yardımcısı olsun… Ancak patırtı bittiğinde kendisini en çok kullanılmış hisseden Samet olur. Durduk yere başına gelecek belalar da cabası…


9 görüntüleme

BİZDEN HER DEFASINDA, DAHA İYİSİNİ İSTEYİN!