Ara
  • İlker KALDI

Yürek Ay Gibidir Vakti Gelince Tutulur


Aşağıdaki öykücük, gerçek hayattan alınmıştır. Kahramanlar, olaylar, mekanlar gerçektir.

*

Yürek ay gibidir, vakti gelince tutulur, bir OD (Ateş) düşer taa içine, yakar da yakar”.

O gece çok keyifsizdi. Bütün ışıkları söndürmüş, yorganı kafasına çekmiş yüreğinin sızısına engel olamıyordu. Aşıktı, ama ulaşamıyordu. Seviyordu, ama söyleyemiyordu. Bunları düşünürken ara ara gözlerinden süzülüp yastığı ıslatan gözyaşlarına aldırmıyordu bile.

“Aşka hüzün yaraşıyor” diye düşündü. Ulaşamadığı insanlara daha çok bağlanmıştı her zaman. Çabuk ulaştıkları ise, saman alevi gibi parlayıp sönmüşlerdi hayatında. O yüzden hayatını sıra dışı yapan bu aşk çok etkilemişti onu. Yüreğini sızlatsa da, hayatına farklı bir anlam katmıştı.

“Ne garip” dedi içinden, “aşk olmadığında nasıl da basitleşiyor hayat”…

Yaz, giderek ağırlığını atıyor sonbahara dönüyordu memleketinde. Kimisi için sıradan, kimisi için önemli günlerden birisinde, bir dal sigara içmek için çıkmıştı iş yerinin bahçesine. İlk o zaman gördü. Görür görmez yüreği sarsılmıştı. Ama peri kızı, bu sarsıntının farkında bile olmadan yürüyüp gitmişti. O anda çok yalnız hissetti kendisini delikanlı. Sanki öteden beri birbirlerine aittiler ama yürüyüp giderken kendisini orada unutmuştu peri kızı.

Artık ne gündüzler gündüze benziyordu, ne geceler bitmek biliyordu. Gözleri açıkken karşısında, gözleri kapalıyken hayalinde hep o vardı. Karşılaştıkları ilk günü, yani hayatının en güzel gününü yaşıyordu tekrar tekrar. Ama bir türlü gelmiyordu sonraki adım. Bu işin olmayacağından dem vurup duruyordu ortak tanıdıklar, arkadaşlar, dostlar…

Nice zaman kendi kendisine yaşadı aşkı. Bunun aşk olduğuna da kimseyi inandıramadı. “Aşk ve ben… Aslında bir araya gelmesi en kolay iki kelime” dedi sessizce.

Gördüğü, etkilendiği, farklı bulduğu her kıza aşık olma potansiyeli aklına geldi. Güldü içinden. “Pes birader” dedi kendine. Sahiden de “masum bir bakış, duru bir güzellik ya da sükunetle uyuyan bir kız” aşık olmasına yetmişti geçmişte. Hele bir keresinde aşık olduğu bir yaz sevdasını ülkesine uğurlarken ardından döktüğü gözyaşları aklına gelince “ama bu sefer ki sahiden başka” diye ikna etmeye çalıştı kendini. “Evet, sahiden farklı” dedi bir daha.

“Aşk ve ben… Aslında bir araya gelmesi en zor iki kelime”… “Hayır, hayır eskidendi o” diye kendi iç sesiyle kavgaya tutuştu. “Tamam. Benim de delikanlılık heveslerim oldu. Ama şimdi öyle değil” dedi, iç sesine.

“Sen hak ettin şu çektiğin aşk yarasını” diye söylendi vicdanı, adeta kulaklarının duyacağı biçimde.

“ Sohbetleri, anıları, ilişkileri en güzel yerinde kesmeye, insanların hevesini kursağında bırakmaya bayılırdın. Hep sen başlatır, sen yürütürdün. Bak şimdi çaresizlik sırası sende”.

Sustu. Vicdanıyla kavga edecek ne hali vardı ne de morali. Ama “Ona olan aşkımın gerçekliği ve içtenliği biraz da biten aşklarımda saklı. Çünkü her aşk, biten diğer aşklardan alır gücünü” diye düşünmeden edemedi.

*

Bir ekim sonu akşamını söylüyordu tüm şarkılar. Bir tek kendisi farkında değildi. Hatta, üzerinde bir halsizlik, bir ağırlık. Erkenden yatağa girmiş, yorganı kafasına çekmiş, ara ara gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan uyumaya çalışıyordu.

Çalan telefona bakmak gelmedi içinden. “Çalsın susar” diye düşündü. Hayır, ısrarla devam ediyordu çalmaya. İsteksizce açtı telefonu, arkadaşıydı arayan:

“- Hadi oğlum …’ye gel orada toplanıyoruz”

“- Abi ben yatıyorum, pek iyi değilim zaten, beni bağışlayın”

“- Saçmalama oğlum saat daha on, tavuk musun sen? Hadi kalk gel, bekliyoruz”

“- Hiç tadım yok, bana dokunmayın bugün.”

“- O burada ama…”

“- O (!)… Orada…? Hmm neredeyiz demiştiniz abi, ..’de mi? Geleyim bari sizi kırmayayım”

Yataktan kalkıp giyinmesi ile sık sık gittikleri … adlı cafe-barda olması on dakikayı bulmadı. Kalbi küt küt atarak mekandan içeri girdi, gözleriyle arkadaşlarını aradı. İşte oradaydılar. Peri kızı da onların tam yanındaki masada arkadaşlarıyla oturuyordu.

Sanki aşktan yanıp tutuşan, o kadar heyecanı yaşayan o değilmiş gibi, alnına düşen saçlarını ağzından çıkardığı havayla savura savura masaya yaklaşıp, kayıtsız biçimde yaklaşıp selam verdi. Aslında bu kayıtsız görünme, kendisine ördüğü bir kabuktu. Umursamaz göründüğü birçok konuda ne kadar hassas olduğu zaman içinde ortaya çıkıyordu.

Zaman, hayat ve şans en güzel sürprizini yaptı o gece. Arkadaşlarının da büyük yardımıyla birden bire nasıl olduğunu anlamadan kendisini baş başa ve yan yana sohbet ederken buldu peri kızıyla.

Tamamdı işte. Haftalardır oldu, olmadı, olmaz, olmayacak diye kendi kendini yediği hayal gerçekleşmişti. Dans ediyorlardı, mutluydular. O gece şarkılar hiç bitmedi, gönüllerince dans edebilsinler diye. Sonbahar, tüm bereketiyle asıl o gece başlamıştı ikisi için.

*

Sabaha karşı yatağına uzandığında, dünyanın en mutlu insanı idi. Ertesi gün iş varmış, uykusuz çalışacakmış, ne gam… Kalbini en zor kazandığı, görüntüsü zarif, minyon; yüreği büyük peri kızı gözlerinin önünden hiç gitmiyordu.

Takvimlere bir ekim sonu akşamı olarak geçen o gece, yer gök, bütün yıldızlar şarkılarını ikisi için söylüyordu.

Yolu kente düşmüş köy çocuğu ile peri kızının ortak hayat yolculuğu başlamıştı.


96 görüntüleme

BİZDEN HER DEFASINDA, DAHA İYİSİNİ İSTEYİN!